DUYURUKitap Siparişi Hakkında
Tüm Haberlere Dön
06 Haziran 2026 21:39

AMPULÜN IŞIĞI İLE AYDINLANANLAR

AMPULÜN IŞIĞI İLE AYDINLANANLAR Yalakalık denilince başta siyasetçiler olmak üzere milletimizin bazı kesimleri kuyruğa girer. Ülkemizde "Yalakalıkta Sınır Tanımayanlar Örgütü" kurulsa bu omurgasız müptezeller mahrem yerlerini satışa çıkarıp yarışacağına da bahse girerim. Bu müptezellerin kümelendiği meslek gruplarından biri de, belki de en bilineni gazeteciliktir. Bu yalaka tipler her dönemin gazetecisi olmuştur. İktidara yakın olmayı seven, ihale kovalayan, dün "ak" dediğine bugün "kara" diyene hep rastlanmıştır. Yaşım gereği benim yetişebildiklerimden birisi, ismini Emin Çölaşan'dan almış Mehmet Barlas'tı. "Liboş Mehmet"ti onun adı. Her dönemin adamı olduğu gibi, Türkiye'de gazete yayın hayatında önemli sayabileceğimiz hemen her gazetede olduğu gibi, özel TV'lerin mantar gibi çoğaldığı dönemlerde de kanal kanal gezmişti. Ve bu adam oturduğu yerde kimi dönem iyi bir laik, bazen dindar, liberal, sosyalist, kısacası her şey olmayı becerebilmiş ender "seçkin" gazetecilerden biriydi. Koridorlarda iş bağlantıları ve ihale bağlamlıklarından dolayı namı gazeteciliğinin önüne geçmişti. Bu bilinen en büyük liboş, utanmamış, ülkede bu mesleğin övünç kaynaklarından biri olan ve dürüstlüğünü ve meslek aşkını canıyla ödeyen Uğur Mumcu'ya bile kara çalmaktan geri durmamıştır. Hemen her gazeteden ve TV kanalından yüksek maaş almasına karşın sorun çıkararak ayrılmış, çoğunda ise kovulmuştur. Bu geleneğe (liboşluk) bağlılık yemini edip rüzgâr gülü gibi dönmeye hevesli yeni yetmeler, ağabeyleri Liboş Mehmet'i takip etmiş, onun yolunda gitmeyi, yağlı kapılarda dini savunup içkili eğlencelerden eksik kalmayan bir tayfa, 2000'li yılların başında amip gibi hızla çoğalmaya başlamıştır. Ahmet Hakan, Hande Fırat, Nihal Bengisu Karaca, Nagehan Alçı, bir de diva diye bileceğimiz biri var ki, her türlü s(övgüyü) hak etmiş biri Engin Ardıç'ı da sayabiliriz. Bunlar gün gelmiş "değerli hocam" diye uzakta oluşuna üzüldükleri, şimdinin FETÖ'sü, dönemin Hoca Efendisi'ne övgüler dizmişler, onun kitap gelmiş bir peygamber olduğu dışındaki kişiliğini, kabiliyetini, insanlar arasındaki köprü kurma becerisini, dini bilgisini anlata anlata bitirememişlerdir. Yukarıda verdiğim isimleri uzatmak mümkündür. Hem de sayfalara sığmayacak kadar; meslek etiğine, onuruna uymayan yazılarının silinmemiş olarak duranlarını bugün bile okuyabiliriz. Yukarıdaki isimleri yazarken atlamış ya da unutmuş olduğum birkaç ismi de siz söylediniz gibi. Ablaların ablası, FETÖ'nün en büyük savunucusu Nazlı Ilıcak'ı unuttum sanmayın. Hele Ilıcak'ın "21. Yüzyıla Yeni Bir Ses: Fethullah Gülen" 11 Mart 1998 tarihli yazısını okursanız, nasıl bir bağlılık ve teslimiyet oluşuna şahitlik edersiniz. Ama son zamanlarda dönme hızına yetişemediğimiz, yazı ve TV konuşmalarındaki nefret diliyle, müsait yerine takılı ampulünün ışığıyla çevresini aydınlatan biri var ki demeyin gitsin... Nedim Şener. Bugün meslektaşlarını ihbar eden, hapisteyken kendisini savunanlara hakaret eden, "tetikçi" dediği Cem Küçük meczubunun saflarına geçmiş dönekliğin son örneğidir. Nedim Şener'i kıskanarak, değişik sol partilerde milletvekilliği adaylığı kovalayıp başaramayan, bir zamanlar gece yarılarına kadar seyrettiğimiz bir dönek daha aklıma geldi. Ceviz Hulki sizin de aklınıza geldi değil mi? Onun da ampulü iyi ışıtmış olmalı ki milletvekili olmayı becerdi. Adama helal olsun denmeli! "Aydınlanma yaşıyorum" akımıyla dönenler, dönüş hızına erişemediklerimiz o kadar çok ki say say bitmiyor. Bu isimlerin yanına gazeteci olmasa da dönemin rengine uymuş başka bukalemunlar serpiştirelim. M. Ali Çelebi, Metin Fevzioğlu gibi bal tutup parmağını yalayanlar da var. Bir yerde yazmalarına, onurlu, omurgalı bir duruş sergilemelerine gerek duymadan mevki-makam sahibi olmanın en kolay yoluna gittiler. Şimdi trend denilecek tipler, Cumhurbaşkanı'nın tüm yurt dışı gezilerinde uçaktaki yerlerini alıp seyahate gitmeyi, devletin imkânları ile konaklamayı başarıyorlar! Hacı Yakışıklı, Zafer Şahin, eskinin omurgasız solcusu Fuat Uğur gibileri ise TV programlarına başlamadan önce, adı Bakanlık, asıl işi sekreterlik olan yerlerden aldıkları bilgilerle TV'lerde nutuk atmaya devam edecekler. Ama bu nereye kadar devam edecek? Yoksa Demirel'in bilindik sözünü, "Orada iken bize bağırıyordu (havlıyordu), şimdi bizim kapıya bağladık, karşı tarafa sövüyor..." sözünü bilen Erdoğan aynı taktiği mi uyguluyor? Benim aklım ermedi, ne ülkenin geldiği duruma, ne de bir meslek grubunun bu kadar kalitesizleşmesine... Hâlâ, sadece mesleğinin hakkını vererek namusuyla yazanlara selam olsun. MEHMET YILDIZ
Özel sipariş tablo veya eserlerle ilgili detaylı bilgi almak ister misiniz?