BİT PAZARINA NUR MU YAĞDI?
"Savaş döneminde bile böyle bir enflasyon görülmedi." Söz bana ait değil. Sözü söyleyen, 1965-1993 arasında 7 farklı hükümette 10 yıl 5 aylık süreyle bu ülkede başbakanlık yapmış rahmetli Demirel'e ait. Sözleri kimin için söyledi derseniz, herkesin "baba-kız" diye göstermesine rağmen yıldızları hiçbir zaman barışmayan, ülkenin ilk kadın başbakanı olan Çiller'e söylemişti.
Kimi zaman ince bir mizah işçiliği ile lafını hedefine gönderen Demirel, başarısız bulduğu Çiller'i, en son Erbakan ile olan 54. hükümet ortaklığında sıranın Çiller'e gelmesine rağmen "Bana hükümet empoze edemezsiniz" diyerek Çiller'in göreve gelmesini engellemişti.
Cumhurbaşkanı Demirel ve Çiller'in yıldızının hiç barışmadığını "Kadın olmasa camdan dışarı atardım" (Faik Bildirici - Maskeli Leydi) diyerek görüşünü belirtiyordu.
Neydi Demirel gibi usta bir politikacıyı bu denli kızdırıp Çankaya Köşkü'nden başbakan adayı ve partisini emanet ettiği kadına cephe almasına neden olan? Çiller, Demirel'in daveti ile Doğru Yol Partisi'ne katılmış, ekonomiden sorumlu devlet bakanlığından sonra da 50. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni kurmuştu.
Çiller başbakan olarak ekonomiyi doğrudan ya da dolaylı olarak yönlendiren tüm kamu kuruluşlarını (Merkez Bankası, kamu bankaları, Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığı, SPK, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı, DPT, Tanıtma Fonu, Yüksek Planlama Kurulu Başkanlığı, Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı) kendine bağlayarak âdeta ekonominin tek hâkimi oldu.
Hazine'den Sorumlu Devlet Bakanı olduğu dönemde fikir ayrılığına düştüğü Merkez Bankası Başkanı Rüştü Saraçoğlu, Çiller'in DYP'nin genel başkanı seçilmesi ve başbakan olarak atanması ile Temmuz 1993'te başkanlık görevinden istifa etti.
Tansu Çiller'in faizleri yapay biçimde emirle düşürme girişimi, 1994 başlarında mali piyasalarda krize neden oldu. Krizin etkilerini yumuşatmak için yürürlüğe konan program paralelinde 5 Nisan Kararları (1994) alındı. Tansu Çiller'in imza attığı 5 Nisan kararları kapsamında TL'de yüzde 51 oranla Cumhuriyet tarihinin 3. en büyük devalüasyonu gerçekleşti. Sıcak para girişini hızlandırmak için Hazine bonosu, tahvil ve repo gelirlerinden alınan yüzde 5'lik vergi oranı kaldırıldı. Serbest bırakılan döviz kurları bankaların inisiyatifine terk edilirken, 24 Ocak 1980'de KİT'lere tanınan zam yapma yetkisi geniş bir şekilde kullanıldı.
Özellikle TEKEL ürünlerine büyük oranlarda zam yapıldı ve ek vergiler getirildi. Akaryakıt vergileri yüzde 10'dan yüzde 25'e çıktı. 8 Temmuz'da 14 aylık bir stand-by anlaşması imzalanarak IMF'nin maddî desteği alındı. 14 aylık süre sonradan altı ay uzatıldı ama 1995'in sonlarında erken seçim kararı alınınca istikrar programı yarım kaldı. Bunun üzerine stand-by anlaşması da fiilen sona erdi.
Bunca lakırtıyı niye anlattım diye soranları çok bekletmeyeyim. 16 Nisan 2017 referandumu ile ne oylamıştınız? Hemen söyleyeyim: 9 Temmuz 2018 tarihinde uygulamaya başlanan Başkanlık tipi Hükümet sistemi'ni. Bu sisteme geçişle beraber Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin hükümet kurma yetkileri, halk tarafından seçilen cumhurbaşkanına aktarıldı.
Cumhurbaşkanı Devlet'in Başı'dır. Yürütme yetkisi cumhurbaşkanına aittir. "Verin, verin bana evet deyin, rahatlayın" deniyordu devletin TV'si başta olmak üzere tüm TV'lerin tanıtımlarında. Böyle bir sistem dünyada ilk ve tekti. Aksini bilen yazabilir.
Bu sistemin uygulamaya girmesiyle şahsî politikaların anayasallaştırılıp yanlış uygulamaların düzeltme imkânı da ortadan kaldırılmıştır. Yetkilerin tamamen bir kişide toplanmasıyla popülizm, kibirlenme, muhalefete karşı husumet, sistemi frenleyecek erklerden yoksun kalması "bizden olan" ya da "karşıdakiler" gibi yıkan, yakan, ötekileştiren bir hâle bürünmüştür. Çıkan yanlış kararnameler ile yetkisiz, bilgisiz, liyakatsiz atamalar 90'lı yılları ve Çiller'i aratır olmuştur. Şeffaflık, hesap verebilirlik, katılımcılık, denge ve denetleme tamamen ortadan kalkmıştır.
Bir insanın iki dudağı arasındaki kararla, yeterli olmamalarına rağmen önemli yerlere atananların beceriksizliği, donanımsızlığı halkımıza 100 yıllık Cumhuriyet tarihinin en zor zamanlarını yaşamalarına neden oluyor. 9 Temmuz 2018'den sonraki 4 yılda siyasî ve ekonomik krizlerin sonu gelmediği gibi uygulamaya başlanan ilk 4 yılda TL yüzde 74 kayıp yaşamış, TÜİK verilerine göre enflasyon yüzde 173,6 oranında artmıştır. Diğer yandan işsizlik sayısı ve oranları iyileşti mi? Elbette hayır. Parlamenter sistemin son ayı Haziran 2018'de yaklaşık 3 milyon 300 bin işsiz ile yüzde 10,2 olan işsizlik oranı, Mart 2019 ayı itibariyle 4 milyon 500 bin işsizle yüzde 14,1 oranı ile yeni sistemin bu halk ve bu topraklara hiçte uygun bir sistem olmadığını erkenden göstermiştir.
Sosyal ve siyasal göstergeler açısından bakıldığında Türkiye, değerlendirmeye alınan 167 ülke içerisinde demokrasi sıralamasında 103. sırada görünüyor. Hukukun üstünlüğü sıralamasında toplam 139 ülke arasında 117. sırada yer alırken, siyasî istikrar endeksinde ise 194 ülke arasında 170. sırada yer almaktadır. Dünya basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 153. sırada, kamu görevi etkinliği endeksinde 38 ülke arasında 32. sırada, son olarak çevresel performans endeksinde ise 180 ülke arasında 99. sırada yer alarak, bu yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen ceberrut sistemin ülkeyi getirip çukurun dibine bıraktığını göstermektedir.
Halk açız, yoksuluz, eğitimde bittik, sağlıkta binalar güzel doktor yok, eğitimde yeniden tebaaya dönmüşüz, ilkokullara ya "iyi ablalar" gelip din ile süslenmiş çağdaşlıkla uyumsuz, ya da sarıklı takkeli amcalarla dinî ritüeller anlatılmaya başlandı. Yükseköğrenimde ilk yüzde üniversitemizi çok arasam da bulamıyorum. Artık ilk 500'de iki üniversitemizin oluşu ile avunuyoruz. Simidi'n 10 TL'den ucuz olduğu ilimiz yok. Emekliyi onları zaten yaşıyor sayan yok. Çalışanların yüzde 46'sı 17 bin lira ile çalışıyor.
Mehmet Şimşek'e tavsiyem: asgari ücrette bulunan 2 lirayı da her ay keserek tasarruf tedbirlerine katkıda bulunabilir ve Merkez Bankası'ndaki eksilerimizi azaltabilirler. Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı. Erdoğan'a Merkez Bankası başkanı dayanmadığı gibi, Mehmet Şimşek'in de bu ülkeye zerre kadar bir getirisi olacağını uzaklarda da göremiyorum.
Almanya Moers'den sevgiler sunarım…
