DUYURUKitap Siparişi Hakkında
Tüm Haberlere Dön
08 Haziran 2026 01:06

Karanlıkta Göz Kırpan Almanya

Türk-Alman İlişkilerinde İkiyüzlülük Eleştirel Bir Değerlendirme Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesini ağırlıklı olarak etkileyen, ancak tüm ülke coğrafyasını sarsan terör olaylarının en yoğun yaşandığı dönemde, Almanya parayla sattığı helikopterlerin bu bölgelerde kullanılmasını istemiyordu. Oysa tarihte Almanlar ile Türkler yan yana durmuş, Birinci Dünya Savaşı'nda aynı kaderi paylaşmışlardı. Tarihi Dayanışma ve Karşılıklı Yardım Almanya'nın "kara günlerinde" Hitler'den kaçan bilim insanlarına Türkiye kucak açmış, onların hem hayatta kalmalarına hem de çalışmalarını sürdürmelerine yardım etmişti. Türkiye'de demokrasiye darbe vurulduğu dönemlerde ise Almanya, ülkemizde demokratik düzenin yeniden tesis edilmesi için çaba göstermişti. İki ülke arasındaki ilişkiler her zaman istikrarlı olmasa da hiç kopmadı. Bunun en önemli nedenlerinden biri, 1960'lardan itibaren Almanya'nın kalkınmasında büyük emek veren üç milyonu aşkın göçmen işçinin varlığıdır. Bu göçmenlerin 700 bini Alman vatandaşı olmuş, bir kısmı da çifte vatandaşlık ile yaşamlarını sürdürmeye devam etmektedir. Son yıllarda eyalet meclisleri ve Bundestag'da görev yapan Türk kökenli milletvekillerinin de katkısıyla Türk-Alman ilişkileri sıcaklığını korumuştur. AKP Dönemi: Tutarsızlıklar ve Çifte Standart AKP'nin tek başına iktidara gelmesiyle Almanya, AB üyelik sürecinde bazen Türkiye'nin yanında, bazen karşısında yer aldı. Erdoğan'ın altın varaklı salonlarda ağırlanması ve davranışları tartışılırken, ona Almanya'da mitingler düzenleme ve "Vatandaş Buluşmaları" adı altında gövde gösterisi yapma izni verilmesi büyük çelişkiydi. Bu izinlerin demokratiklikle açıklanması akla ziyan bir yaklaşımdı. Bu tür uygulamalar Angela Merkel döneminde zirve yaptı. Ne demokrat ne de aşırı sağcı hiçbir Alman vatandaşının onaylamayacağı bu izinler 2017'ye kadar sürdü. Merkel Sonrası Belirsizlik Merkel'den sonra gelen hükümetlerin Türkiye politikası bir muamma olarak kaldı. Koalisyonun ortağı Yeşiller Partisi başlangıçta net bir tavır sergilemişti: "Türkiye'de demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları mücadelesinde verenlerin yanındayız. İnsan hakları ihlallerini kınıyor, siyasi tutukluların serbest bırakılmasını, Kürt sorunundan diyalog ve barışla çıkılmasını istiyoruz." Ancak seçim sonrasında hem Yeşiller hem de SPD, Türkiye'deki gelişmelere karşı "üç maymunu" oynamayı tercih ettiler. Merz'in Sessizliği: Pragmatizm mi, İkiyüzlülük mi? Friedrich Merz'in iktidara gelmesiyle Türkiye'nin Alman dış politikasındaki yeri tam anlamıyla muammaya döndü. Türkiye'nin otoriterleşmesinden rahatsız olduğu söylense de, 19 Mart'tan itibaren başlayan ve Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere çok sayıda yerel yönetici, gazeteci ve muhalifi soruşturmasız tutuklamalar hakkında tek kelime etmedi. Merz'in bu sessizliğinin nedeni açık: Alman seçmenlerin düzensiz göçü durdurma talebi. Bu nedenle Türkiye demokrasisiyle dayanışma göstermekten feragat ediyor. Scholz'un izlediği "kapalı kapılar ardında görüşme, kamuoyunda eleştirmeme" politikasını sürdürüyor. Bu durum Almanya'nın stratejik çıkarları gerekçesiyle savunuluyor. Erdoğan'ın Şantajı Karşısında Alman Suskunluğu Erdoğan'ın "Sınır kapılarını açarız" tehdidi tüm Avrupa'yı korkutuyor. Bu kabusu yeniden yaşamaktan en çok korkan ülke olan Almanya, Türkiye'deki insan hakları ihlalleri, basın özgürlüğünün yok edilmesi ve yerel yöneticilerin keyfi tutuklanması karşısında "duymadım, görmedim, bilmiyorum" tavrını sürdürüyor. Bu yaklaşımın adı ikiyüzlülüktür. Daha da üzücü olan, demokrasiyi savunan sol, demokrat ve sosyalist örgütlerin kayıtsızlığıdır. Tek bir gösteri, basın açıklaması, bildiri görmek mümkün değil. Almanya'da yaşayan, bu ülkenin değerlerine saygı duyan bir demokrat olarak bu durum beni derinden üzüyor. Umudunu sosyalizmde bulan biri olarak Alman sol partilerinin bu konudaki sessizliği hayal kırıklığı yaratıyor. Kayıp Demokratlara Çağrı Demokrat Almanlara ne oldu? Solcular, sosyalistler, komünistler nerede? SPD'nin sadece Leverkusen Gençlik Örgütü'nü Türkiye'ye göndermesi ve CHP ile dayanışma açıklaması yeterli değil. Ülkemin İran gibi olmasını istemiyorum. Endonezya gibi olmasını da istemiyorum. Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesiyle, demokrasinin tüm kurumlarıyla yeniden işlemesini istiyorum. Gösteri ve yürüyüş hakkının insan hakkı olduğu, her konunun saygıyla tartışılabildiği, suçu kanıtlanana kadar herkesin suçsuz veözgür olduğu bir ülke istiyorum. Adaletin sadece binalarda yazan bir slogan olmasinin yerine,adil yargılama,tüm çocukların yataǧa tok girmelerini,okullarına rahat gitmelerini,işsizliǧin azaldıǧı,gülen yurttaşların yaşadıǧı,açlıǧın yerini adil bir bölüşmenin olduǧu,semalarında rengarenk uçurtmaların uçtuǧu,gençlerinin umutlu yarınları hayal ettiǧi,annelerin endişesiz güzel rüyalar ile uyandıkları bir ülkeyi arzu ediyorum Alman akademisyenlerden iş dünyasına, sanatçılardan politikacılara kadar düşünen herkesten seslerini yükseltmelerini, Avrupa'nın parçası olmaktan gurur duyan tüm Türkler adına rica ediyorum. Bağımsız, özgür ve demokratik bir Türkiye ile Avrupa daha güvenli ve değerli olacaktır.
Özel sipariş tablo veya eserlerle ilgili detaylı bilgi almak ister misiniz?