DUYURUKitap Siparişi Hakkında
Tüm Haberlere Dön
08 Haziran 2026 01:21

SÖYLEDİĞİNİ YAPTI BİR AKŞAMÜSTÜ GİTTİ

Son zamanların dillere pelesenk bir cümlesi var: "Adam gibi adam, ya da adamın dibi." Şu ana kadar bilerek ve isteyerek kullanmadığım, ama her yerde özellikle de sosyal medyada beğenilen, övülmek istenen insanlar için çok sık kullanılan bir cümleyi, ilk defa hak eden, adı gibi edepli biri için kullanacağım. Güle güle Edip Ağabeyim. Direnerek yaşadın. Gülerek yaşadın. Eğilmedin, yalakalık gibi ülkemde adına "sanatçı" denen birçok kişinin yapmakta bir beis görmediği duruşsuzluğa sen tenezzül etmedin. Bunun için bunların yanında sana "sanatçı" dersem ayıp ederim. Ne 12 Eylül Faşist Darbesinde, ne hakkın, adaletin gasp edildiği son 22 yılda, seni, eğilirken, bükülürken, el, etek öperken görmedim. FETÖ'nün onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın 25. sanat yılını tamamlamış sanatçılara verdiği "Onur Ödülü"nü reddeden 11 onurlu sanatçıdan biriydin. Çünkü senin ruhun Cumhuriyet ile mayalanmıştı. Sen çok iyi bir devrimciydin. Türk Müziğinin usta yorumcusu gibi klasik, bence basit sözler ile seni yazamam. 1979 yılında İstanbul Küçükköy'de Vefa Poyraz Lisesi Orta kısmındayım. Okulun öğrencilerinin çoğunluğu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan gelmiş, Gazi Mahallesi'nin de yakın oluşu sebebiyle, bu mahallede yaşayan birçok öğrencinin bu okulda okuduğu yıllar. Okulun öğrencilerinin %90'ının sol görüşlü olduğunu söylediği bir okul. İçlerinde şimdinin MHP milletvekili olan, eski Yugoslavya göçmenlerinden Saffet Sancaklı gibi azınlıkta olanlar da var. Ama onlar sessiz, sinsi ve korkak. Okulda yaşımızın çok ilerisinde siyasi bilgiler ediniyoruz. Marşlar öğreniyor, sol görüşlü dediğimiz şarkıcı türkücülerin eserlerini boş derslerde söylüyoruz. Okula sık giren gazetelerden biri de Cumhuriyet. İlk defa Edip Akbayram ile alakalı bir haberi ve onun resmini görüyorum. Saçları benimki gibi kıvırcık. Buna mutlu oluyorum. Ünlü bir sanatçının saçları kıvırcıktı. Ama resimdeki adam saçlarını ortadan ayırmıştı. O günden sonra, annemin uyarılarına, arada "o ne öyle kızlar gibi saçını ortadan ayırıyorsun" demesine rağmen, uzun süre saçlarımı ortadan ayırıp briyantin sürüyor ve sonra da pazarda babama yardıma gidiyordum. İşte o zaman yüreğime girmişti Edip ağabey. Ve dilimden "Aldırma Gönül" düşmüyordu. Bu babamın dinlediği Âşık Mahsuni'ye benzemiyordu. Edip Ağabey'in türkülerinde daha çok batı müziği aletleri kullanılıyordu. Bu da gençliğimin ilk yıllarında çok hoşuma gidiyordu. Sonra Maraşlı sınıf arkadaşım Abidin'den "Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz"ı dinliyor ve ezberliyordum. Elimde Fakir Baykurt'un Kara Ahmet Destanı, dilimde Edip Ağabey'in türküleri. Kronos: Antik Yunan Mitolojisinde Zamanın ve Kaderin Korkutucu Tanrısı Kendi geleceğinden, hükümdarlığının sonlanacağı korkusu, kaderinden kaçmak için kendi çocuklarını yedi. Ülkemizde de, yurtsever, demokrat, devrimci, çağdaş çocuklarını, ya astı, ya cezaevlerinde unuttu, ya da yasakladı. Edip Akbayram da ülkesini çok seven, bu toprakların mayasına, yaptığı sanat ile katkıda bulunan biriydi. Adı gibiydi, edepli, namuslu, cesur, eğilmeyen, terbiyeli ve adı gibi güzel söz söyleyen, güzel türkü söyleyen biriydi. Ülke dalgalarla sürekli oradan oraya savrulan eski bir gemi gibiydi. Kimi zaman su alıyor, bazen, yanlış limanlara uğruyor, ya da karaya oturuyor, kumlara gömülüyordu. Bir yaşına kadar kalabalık bir ailede normal bir çocukluk geçiren Edip Akbayram, 1 yaşında yurtta çok çocuğun hayatını etkileyen bir hastalık olan çocuk felci ile yürüme engelli bir ömre merhaba diyecekti. Çocuk olmayı yaşayamayacak, çocukluğa uzaktan bakacaktı. Ama o yılmayacaktı. Devrimci yıllar mıydı? Çünkü devrimci olmak için iki bacağa gerek yoktu. Kocaman bir yüreğinin olması yetiyordu. Ve bu büyük yürek onda vardı. Müzik ile tutundu hayata. Müziği ile haykırdı. Kitlelerin sloganı haline gelecek türküleri, davet edildiği öğrenci gecelerinde, sendika dayanışma gecelerinde hep o olacaktı. Liseyi bitirdikten sonra bir gazetenin açtığı yarışma için Antep'ten bindiği trenden, Haydarpaşa Garı'nda sekerek bir genç iniyordu. "Kükredi Çimenler" adlı Âşık Veysel'in sözleriyle birinci oluyordu. Artık ülkede türküler bir başka söyleniyordu. Ülkenin sokaklarında, kin, intikam ve cinnet zamanları yaşanıyordu. Meydanlarda, sendika toplantılarında, öğrenci etkinliklerinde Anadolu ozanlarının, Nazım'ın şiirlerinden şarkılar söyleyen Edip Akbayram 1976 yılında Samsun Fuarında sahneden inmiş, kalacağı otele giderken karanlıkta beliren 4 kişi ölesiye vurmaya başlayacaktı. Kendini savunamamış ve bayılmıştı. Dövenler kim miydi? POL-BİR'e üye olan polislerdi. "Vurun solcuya" diyerek acımasızca dövmüşlerdi. Ama Edip Akbayram susmuş, sinmiş miydi? Elbette hayır. O özgürlük ve devrim türküleri söylemeye devam edecekti. 12 Eylül Faşist Askeri Darbesinden en fazla etkilenen sanatçılardan biriydi. Darbenin yarattığı otoriter ortamın hedeflerinden biri haline gelmişti. "Devletin güvenliğini tehlikeye atmak" ve "yıkıcı ideolojileri yaymak" gibi anlamsız gerekçelerle "tehlikeliler" listesindeydi. Ve Sağmalcılar Cezaevi'nde 5 ay kadar tutuklu kaldı. Müzikten uzak kalsa da sanatçı kişiliği daha olgunlaşıyordu. Eserlerinde daha çok adalet, özgürlük ve direniş daha belirgin hale gelmişti. TRT yıllarca sansür uyguladı. Bu ve benzeri cezalandırmalar halk tarafından ters tepiyordu. Kasetleri milyonlar satıyordu. Bazı illerde konser veremiyordu. Faşist cunta rejimi gitmiş olsa da, artıkları iktidardaydı. 1985 yılında doğan kızı Türkü'ye süt alamayacak kadar zorluklar yaşıyordu. Ama eğilmiyordu. Solcu'ydu tek suçu. Gazinolar iş vermez, kasetleri basılmaz, eşinin bileziklerini, alyansını satacak kadar zor günler yaşar. "Arabesk müzik yap, kasetlerini basalım, TV kanallarına çıkaralım" derler. Ama o, asla değiştirmez onurlu duruşunu. Ve şöyle der: "Hayatlarımızın kötü bir ressamın beceriksiz fırça darbelerine teslim edildiği gündür 12 Eylül." Gelişimini hala tamamlayamamış demokrasimizde kara bir lekedir 12 Eylül! Ama dönüp bir bakalım; kaç darbecinin, kaç MGK üyesinin ismi hatırımızda? Ama Edip Ağabey gibi bir "gür sesin" onurlu duruşu yüreğimizde, şarkıları ise dilimizdedir. O ezilenlerin melodik sesi, direnen, gülen, adı gibi edepli yaşayıp, söylediği gibi "Bir akşamüstü ölürüm" diyerek ölen biri... Hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. Mehmet YILDIZ 05/03/2025
Özel sipariş tablo veya eserlerle ilgili detaylı bilgi almak ister misiniz?