Sözümüzün Esiriyiz
Merhaba,
Bu yazıyı yazmak için düşünürken, dikkatimi çeken bir İzmir haberi ile, konuya oradan başlamaya karar verdim. Bildiğiniz üzere İzmir'de 31 Mart seçim sonuçları sonunda 23 ilçeyi Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanları yönetmekte. Bunlardan biri olan Çeşme ilçesini de, Mustafa Denizli'nin kızı, Lal Denizli yönetiyor. Lal Denizli 1991 doğumlu genç bir belediye başkanı ve kadın politikacı. Siyaset Bilimi bölümü mezunu olduktan sonra, Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans yapmış, genç, donanımlı, Çeşme'nin ilk kadın belediye başkanı. Bu bilgiler, merak eden herkesin internetten bulabileceği bilgiler.
Benim dikkatimi çeken ise, yukarıdaki bilgilerden öte, Türk Eğitim Vakfı'nın İzmir Şubesi yararına, Çeşme Belediyesi'nin de katkıları ile ünlü Yunan şarkıcı Despina Vandi'nin de katılacağı konserin duyurulmasıydı. Kadın şarkıcının kendi sosyal medyasında da bu konseri duyurmuştu. Gün gelmiş, eğitim yararına düzenlenen bu konserin tüm biletleri satılmış ve Çeşme Açık Hava Tiyatrosu eğitime katkıda bulunmak ve Vandi'nin konseri için gelen seyirciyle dolmuştu. Ama yanlış giden birşeyler vardı. Vandi'nin sahneye çıkma saati gelmesine rağmen Yunan şarkıcı sahneye çıkmamıştı. Bir süre daha bekleyen seyirciyi bilgilendirmek için TEV İzmir Şube Başkanı Gülnur Sonbayraktar sahneye çıkarak, misafir sanatçının sahneye çıkmayacağını ve istendiği takdirde bilet bedellerinin geri ödenebileceğini söyledi. Olayın asıl sebebi kısa bir beklemeden sonra ortaya çıkmıştı. Despina Vandi, sahnenin arka bölümünde bulunan büyükçe bir Türk Bayrağı ve Atatürk Posteri'nin indirilmesi şartı ile, sahneye çıkabileceğini bildirmiş, eğitim yararına düzenlenen bu konser için ellerinden geleni yapan Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli'yi çileden çıkarmıştı. O da izleyicilere açıklama gereği duyarak sahneye çıkıp "Biz her zaman kardeşliğin ve ebedi dostluğun kazanacağına inanan insanlarız, biz bu toprakları kazanmak için çok şehit vermiş bir ülkeyiz, Türk bayrağını ve Atatürk Posteri'ni indirmeye kimsenin gücü yetmez" diyerek, hem açık hava tiyatrosunda bekleyen seyircinin takdirini kazanmış, hem de sanatın, müziğin halkları yaklaştıran en kolay yol olduğunu unutanlara hatırlatarak, iyi bir ders vermiştir.
Kafatasçı milliyetçiliğe karşı biri olmama rağmen, kutsal saydığımız değerlere saygısı olmayanlara, yerinde zamanında üslubunca ders vermekten yanayım. Bu davranışından dolayı genç belediye başkanı sayın Lal Denizli'yi kutluyorum. Ne yalakalık yapıp, olması gerekenden farklı bir tutum göstermiş, ne de Yunan Halkı'nı kıracak bir atıfta bulunmuştur. Verilen cevap naif ama etkilidir. Yani ne Kardeşim Esad, ne de eli kanlı Esed olmuştur. Ne de Ege'nin karşısındaki halka kırıcı bir gönderme yapılmıştır.
ABD ve onun pislik üreten kurumu CIA'nın yıllardır inşa etmeye çalıştığı, yeşil kuşak projesinin uygulamaya konulduğu ülkelerinden biriydi Türkiye. Bu projenin ülkemizdeki istasyon şefi CIA'nın Ortadoğu masasına bakan kişi Graham Fuller'dir. 2011 Martı'nda, Katil ABD, BOP'un Suriye ayağını uygulamaya koydu, bilindiği gibi. O güne dek "Kardeşim Beşşar Esad", hatta "Biz Beşşar Esad'la kardeşten daha yakınız.", Tayyip Erdoğan ABD'den aldığı bir emir üzerine anında 360 derece dönmüştür. Birden ağız, üslup, söylem ve tavır değiştirerek bir anda Suriye meşru hükümetinin ve Beşşar Esad'ın en önde gelen, en azgın düşmanı oluverdi. Böylece de, "Kardeşim Esad"ın yerini bir anda "Zalim Esed" terimi aldı. Oysa ne kardeşim Esad olaydı ne de Zalim Esed. En uzun sınır komşumuz olan, uzun yıllarda donuk bir ilişki yürüttüğümüz Suriye Hükümeti ve yöneticileri ile, sadece iyi komşuluk ilişkilerini sürdürmeliydik. Obama'nın emriyle, arkamızı komşumuza döndükten sonra ne oldu sınırlarımızda? Ortaçağcı-Cihatçı katiller güruhunun içtima, eğitim ve donatım karargâhlarına, kamplarına dönüştürdü. Onlarca eğitim kampı oluşturuldu. Hep devletin hazinesinden akıtılan paralarla... Silahların büyük kısmını Suudi Krallığı, Katar Emirliği gibi gerici, Amerikan uşağı Arap devletleri karşıladı. Bir kısmını da Türkiye ve ABD...
Bunlar olurken, bizim yazan-çizenimiz ne yaptı? ABD'nin her türlü yardımı yaptığı bir takım yazan-çizen ve adına medya denilen güruh, "Esed halkına zülüm ediyor" yaygarası ile birtakım görüntüler servis etmişti. Sonuç misafir dediğimiz, sonra varlıklarından rahatsızlık duyduğumuz milyonlarca Suriyeli...
90'lı yıllarda İstanbul Süleymaniye'de bir dostum ile sohbetimde "Ben sol, sosyalist görüşlü biri olarak Tayyip Erdoğan'ın ilerde başbakan olacağını," inanarak söylemiştim. Halkı kucaklayacağını, ABD ve AB'nin emperyalist haydutlarına karşı duracak biri olarak anlatmıştım. Yanıldım. Yanıldık. 2011'de adı "Arap Baharı" denilen kandırmacaya kadar, AKP'nin birçok politikasına bile olumlu bakan biriyken... 10 milyondan fazla Suriyeli... Demografisi değişen şehirlerimiz, halkının %46'sının Asgari Ücret ile çalışan, emeklisinin 10 bin TL'ye yaşamasının reva görüldüğü bir ülkeye dönmedik mi? 1516'da Osmanlı'nın Şam Eyaleti olan, 1. Dünya Savaşı sonrasında uzun süre Fransızların, sonra bize karşı İngilizler'in etkisi ile özellikle Hatay konusunda tatsız dönemler yaşadığımız Suriye ile, 1967-1973 arasında yaşanan Arap-İsrail savaşlarında Türkiye'nin Arapların yanında yer alması ile ilişkilerimiz normale dönmüştür. Bu en uzun sınır komşumuz ile ilişkilerimiz, hep inişli çıkışlı bir seyir izlerken 1998 yılındaki Adana Mutabakatı ile düzelmiş, taa ki 2011'de Suriye iç savaşı ile tekrar gerginliğe bürünmüştür.
Sonuç olarak ne Kardeşim Esad, ne de Eli Kanlı Esed! Biz normal komşuluk ilişkilerimizdeki yararları gözeterek, Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesine bağlı kalarak ilişkilerimizi düzeltmeliyiz. Bu yüzden Çeşme'nin genç belediye başkanının değerlerimizi üstün tutarken üstüruplu tepkisini nazik ama etkili buldum. Sonuçta Yunan Halkı kırılmadan davetli sanatçı da gereken cevabı almıştır.
13 kayıp yıldan sonra, ülkemin geleceğinin nasıl olacağını, bu hamaset nutukları atanlara bırakarak, Almanya'dan saygı ve sevgilerimi gönderiyorum. Yıkılmış şehrime özlemlerimle...
