TEK TARAFLI BIR ASK
Sesim Joan Baez gibi üç oktav olmasa da, yaşadığım yerden ülkeme ve Malatya'ya ulaştırmak için çığlıkları ve umut dolu özlemleri paylaşmaya devam edeceğim. İçlerinde aşk, gurbet, özlem, yalnızlık türkülerini söyleyen bolca sanatçının olduğu hatta "Türkülerin Başkenti" olan bir coğrafyada doğduk, büyüdük. Uzaklaştık diye de özlemimiz azalmadı, bilakis; büyüdü yüreğimizde ur oldu. Doğduğumuz ilin, coğrafyası, tarihi, sanatı, sporu ve elbette siyaseti de uzakta olsak da bizi hep ilgilendirdi. Arabamızın plakasından, telefonumuzdaki 44 rakamına kadar bir şekilde kendimizi gittiğimiz yerde, fahri Malatya temsilcisi ilan etmişliğimiz malumdur. Biz, fahri temsilciliğimizi devam ettirirken, gerek Mahalli İdareler Seçimleri, gerekse milletvekili seçimlerini, dikkat, heyecan ile izleriz. Ben de bu uzakta olup, yakından hissedenlerden oldum hep. Malatyalı olarak, Malatya'yı hakkıyla temsil edenleri, bazen yaşarken kıymetlendirir, kimi zaman da bu dünyadan göçüp gitmesiyle hakkını teslim ederiz. 1980 öncesine kadar bunu Milli Şef İsmet İnönü'ye göreceli yapmış olup, bir heykelini dikmiş, ilk üniversiteye ismini vermiş, borcumuzu ödediğimizi sandığımız gibi, onu anlamayı bir kenara koymuşuz. Kenan Evren ve "Beşibiryerde"leri ile uygulanan ara rejim, birçok şehrin tarih ve vizyon hafızasını sildiği gibi Malatya da, 12 Eylül darbesinin sarmalından çıkamamıştır.
Sonra Özal'lı yıllar. Değişen, özünden yavaş yavaş uzaklaşan halk yığınları, yerel ve milli değerleri bırakan, çağdaşlığı çok farklı algılayan, hızlıca zenginleşmeyi, kültürlü fakirliğe değişen insanlara dönüştüğümüz yıllar. İkinci defa Başbakan, Cumhurbaşkanı çıkartıyor olmayı, sadece bir övünme aracı gördüğümüz, bu şehrin mayasında eğitimli, kültürlü, saygın insanlar yetiştirerek, onu yerelde, sonra genel anlamda ülkenin faydasına kullanmayı becerememiş olmak. 12 Eylül rejiminin kötü mirası olarak, saf sayımız gün geçtikçe çoğaltılmış, din, sonra mezhep, dil, tuttuğumuz parti derken, ayrıldıkça ayrılmışız. Hızla göç veren bir şehir olduğu gibi, göç de alan bir şehir olduğundan, kentin mayası, ya da tutkalı diyeceğimiz ortak değerlerden uzaklaştık.
28 Şubat mı? Anlatmaya bile gerek olmayan kayıp yıllar. Sonra? Sonra ne mi oldu? Kamplaşmamız arttı. Birbirimizden uzaklaşmamız, yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar ile mücadele etmek için demokratik yollarla seçimlere giren AKP iktidarı genelde ülkedeki kamplaşmayı, özelde ise Malatya'daki insanları birbirinden uzaklaştıracak bir politika uyguladı. Kapanmayacak yaralar, küskünlükler, adam kayıran, ayrıştıran, Cumhuriyet ile kazandığımız, çok sesli partili hayata geçişimiz ile öğrendiğimiz, "Diğerine saygı duy" ilkesini, öğrenmeye başlarken AKP'nin yanlı tutumu ile öğrendiklerimiz kısa zamanda son buldu. Merhum Mevlüt Aslanoğlu gibi başka bir sesin çığlıkları duyulsa da kuru kalabalıklar arasında kaybolup, son seçiminde İstanbul'dan aday olacak kadar şehrinden uzaklaştırılan vak'alara hep birlikte şahitlik etmedik mi?
Mayıs ayına kadar karın kaldığı Beydağı'nı ve onun güven veren güzel görüntüsünü, şehrin bir çok yerinden göremiyor, o görüntüleri yüksek binalar kapatıyor. Yıldıztepe'deki Ay ve Yıldız'ın yerini uyduruk villalar yapılmış olsa da, ben bağırmak, sesimi duyurmak için bir tepe bulup bağırıyorum.
Malatya, Sevgili Malatyalı; Sen 13 ilçen, tüm siyasi partilerinle, yüzlerce sivil toplum örgütün ile (Bunların %90'ı şehir dışında) artık asgari müşterekladerde birlikte hareket etmek zorundasın. Şehrine, şehrinin değerlerine, hangi cenahtan olduğuna bakmadan sahip çık. Örgütlü olmaktan korkma. Eleştirini sesli, ama edepli, kişisel egolarından uzak durarak göster.
Mahalli İdareler Seçimleri yapılıp yeni seçilen başkanlar makamlarına oturalı 3 ay oldu. Başka şehirlerden örnek vermeye gerek duymadan, yeni Başkan Sn. Er, eski başkan dönemindeki borçları anlatarak, "kendi partimden de olsa adil olurum" imajıyla Malatyalıları sevindirmişti. Oy veren ya da vermeyen seçmen, "adil bir başkan seçtik" algısına sevinçle kapıldı. Eeee ya sonra? O günden sonra Sn. Sami Er'den haber alınamıyor. Ne yan yana projelendirilen camiler için, ne de sürüp giden diğerleri için ne ses veren var, ne de ses olanları duyan. Yine hep bir ağızdan "sahipsiz Malatya" demeye kaldığımız yerden devam edeceğiz gibi görünüyor. Ne futbol takımı, ne amatör spor dalları, konteynar kentimiz, ne bitmeyen, diğer deprem illerine göre çok geride kalan yeni evlerimiz. Say say saymayayım en iyisi. Ben yeterince sinir oluyorum sizi de kızdırmayayım. Biri de "sana ne oğlum. Senin tuzun kuru" diye bilir mi? Mümkün, söyler. Ben yaşadığım ülkede mutluyum, huzurluyum eksiğim gediğim yok, tek eksiğim sevgili ülkem ve Malatyam. Onu da dert edineyim. İyi niyetimizden kimsenin şüphesi olmasın ben uzaktan kuş bakışı gördüklerimi sizinle paylaşıyorum. Sevdiğin, yaşadığın, ya da oralı olmaktan mutluluk duyma bizimkisi. Kırklı yaşlardan sonra daha çok özlüyorsun doğduğun toprakları. Gözünden tüten çok şeyin hatırına yazdıklarım. Bilim, adalet ve sağlıkla kalın...
